Carl Jung’un Gölgesinde

Bu içerik Geleceği Keşfedenler’den Ensar Bera Tuncel tarafından hazırlanmıştır.

Sizce siz “İyi bir insan mısınız?”

Ya da daha farklı bir soru soralım: “İyi insan” diye tanımlayabileceğimiz bir insan var mıdır?

Bu sorunun cevabı, “Evet” veya “Hayır”dan daha karmaşık…

Gelin, sizi bilmediğimiz yönümüzle, yani Carl Jung’un “Gölge” kavramı ile tanıştırayım.

Hepimiz gündelik hayatımızda istemediğimiz olaylarla karşılaşırız. Bazen birisi bizi çok sinirlendirir ama ona karşılık veremeyiz ve duygularımızı saklarız, bazen bir şeyi çok isteriz ama sadece kendi kendimize. “İnsanlar ne düşünür?” diye söylenip onu yapmaktan vazgeçeriz. Bazen ise yakın çevremize “Güçlü” görünmek için sıkıntılarımızı, üzüntülerimizi içimize atmayı tercih ederiz.

Böyle durumlar uzayıp gider ve öyle anlar gelir ki bize hayatı zindan eder. Peki, hiç düşündünüz mü, bastırdığımız bu duygulara, yok saydığımız arzulara ne olur? Yok olup giderler mi? Yoksa bu duygular zamanla içimizde, farkında olmadığımız bir yerlerde birikir ve sonunda bizi yavaş yavaş ele mi geçirir?

“Herkesin bir gölge/karanlık tarafı vardır ve bu kısım, kişinin bilinçli yaşamında ne kadar az entegre edilirse, bir o kadar karanlık ve yoğun bir hale gelir. Eğer görünürde aşağı/karanlık olarak gördüğümüz parçamız bilinçli ise kişinin onu düzeltmek için her zaman bir şansı vardır fakat bu parçamız baskılanır ve bilincimizden dışlanırsa, hiçbir zaman düzeltilemez.” der Carl Gustav Jung, İsviçreli psikiyatr.

İşte bu parçaya biz “gölge” deriz. Evet, evet gölge.

Gölgemiz, diğer bir deyişle, karanlık tarafımız. Hayatımız boyunca kendimizden bile sakladığımız ve bastırdığımız duygularımızın bilinçaltımızda birikmesi ve benliğimizin bir parçası olmasıyla oluşur.

“Nasıl yani? O duygular benim hala bir parçam mı? Ama ben onları bastırdım ve atlattım.” diyor olabilirsin, ama emin olun herkesin bir gölgesi vardır. Carl Alfred Meier’in de dediği gibi, “Eğer insanın gölgesi olmasaydı, kendisi de olmazdı. Çünkü yalnızca hayaletlerin gölgesi yoktur.” Hayalet gibi yaşayan, kendinden bihaber olan ve kendini uyuşturan insanlar gölgelerinin olmadığını sanırlar.

“Gölge**”** dediğimiz şey bizim en karanlık arzularımızdır. Asla kimseyle, kendimizle dahi konuşmadığınız ama derinlerde yapmak istediğimiz ve hep sakladığımız arzular. Bruce Wayne’in gölgesi, Batman**’dir, Anakin’**in Gölgesi, Darth Wader. Bruce Wayne bu gölgeyi kontrol altına almak için ailesinin ölümünden sonra yıllarca arayışta olmuş, kendisinin içini açmış ve sonunda gölgesini özümsemiştir. Gölgesini özümsedikten sonra şehrinde iyiliği yaymakiçin kullanmıştır. Anakin’in durumu ise hiç de böyle değildir. Anakin, gölgesinin kölesi olmuş ve tüm bir evrene “adalet” adı altında kaos saçmıştır.

Anakin’in gölgesi Bruce’un aksine genç yaşta keşfedilmemiş, yıllar boyu seçilmiş kişi olduğundan ve her zaman doğruyu yapması gerektiğini düşündüğünden dolayı bastırılarak yok edilmeye çalışılmıştır. Çünkü o “iyi” olduğuna ve içinde kötülük olmadığına inanmak istemiştir. Fakat bu yaklaşım geri tepmiş ve konsey tarafından rütbesi yükseltilmeyince adaletsizliğe uğradığını düşünmüş ve gölgesinin kontrolü altına girmiştir.“I want more and i know, i shouldn’t (Daha fazlasını istiyorum ve bunu yapmamam gerektiğini biliyorum)” dediğinde harekete geçen gölge arketipidir. Benlik yanlış olduğunu biliyordur fakat kontrol artık onda değildir. Anakin, gölgesini tanımadığı için ona yenik düşmüş ve gölgesine yani “Darth Vader”’a dönüşmüştür. Yani Anakin, kendini “iyi” ile kandırdığı için “kötü” olmuştur.

“Gölge” kavramı böyledir işte. İçimizdeki karanlık arzuları simgeler. Lakin gölgemiz, kaçmamız gereken bir şey değildir. Gölgeyle bir olmak gerekir. Peki tekrardan soralım, gerçekten “mutlak iyi bir insan” var mıdır? Bir insan, karanlık tarafı olmadan var olabilir mi?