Geçmişten Günümüze Türkiye Avrupa Birliği İlişkileri

Bu içerik Geleceği Keşfedenler’den Damla Çetkin tarafından hazırlanmıştır.

Avrupa Birliği’nin kuruluş amacı, özgürlük, demokrasi, insan hakları, eşitlik, hukukun üstünlüğü, gibi konularda küresel ve insancıl bir yaklaşıma sahip olunmasını sağlamaktır. .Ancak geçmişten günümüze kadar ülkemizin kendilerine yaptığı adaylık başvurularına 64 yıldır net bir cevap olamayışımız ise hâlen  halkımızın ve benim kafamda soru işaretlerine yol açıyor.

1963 yılında Avrupa Birliği ve Ankara Anlaşması’nın yapılmasının ardından AET Komisyon Başkanı Walter  Hallstein’in “Türkiye Avrupa’nın bir parçasıdır.” sözü, umut vadeder. Ancak ilerleyen süreçlerde görüyoruz ki işler umduğumuz gibi gitmemektedir ve Avrupa Birliği, ülkemizi belirsizlik içerisinden kurtarmak ile beraber net bir ifade de  söylememiştir. Bunun örneklerinden bir tanesini şöyle açıklayabiliriz: Ülkemizin 8. Cumhurbaşkanı Merhum Turgut Özal’ın da “Amerikacı” bir başkan olmasına rağmen Avrupa Birliği hakkında 1987 yılında yaptığı tam üyelik başvurusunun ertelenerek sonuçlanması ve güncel durumumuzda hâlen Avrupa Birliği üyesi olmayışımız da keza aynı şekilde kafalarda soru işaretleri bırakmaktadır.

Bütün bu belirsizliklerle birlikte tam üyelik için yaptığımız başvuru ve görüşmelerimiz ardından ancak 1999 yılında aday adayı potansiyeline gelmişizdir. Bunu ülkemiz açısından yorumlamak ve objektif  olmak gerekirse biz Avrupa Birliği için ne kadar hazırız? Toplumsal yapımız Avrupa Birliği için uygun mu? AB’ye üye oluşumuz bize neler katar? Biz AB’ye ne katarız? Bütün bu soruların cevabını biliyor muyuz?  Avrupa Birliği konusunda bir ileri görüşümüz var mıdır? Keza bu da tartışılacak bir konudur ve öznel yargılarla ifade edilebilen durumlardır.

Türk toplumu egemenliğinin ve bağımsızlığının Avrupa Birliği ile tehlikeye düşme veya sınırlandırılma ihtimalini elbette ki düşünmüş ve de birçok sonuca kendi içinde varmıştır. Bu da yıllardır halkımız arasında konuşulan ancak cevap bulunamayan konulardan bir tanesidir. Avrupa Birliği ülkelerinin de politikası benzer yönde olup bağımsızlık ve egemenliklerini kendi lehine kullanmaktadır. Ülkemizin sosyokültürel açıdan iç kargaşaları ve kendi tabakalaşmış toplumsal düzeni,  bir arada bulunmak istemeyen halkımız, eksik sosyal ve kültürel değerlerimiz düşünüldüğünde, toplumsal olaylarla başa çıkma konusunda pek başarılı olmadığımız aşikâr. Ancak Avrupa Birliği üyeliğimiz iç denetim ve iç olaylarımızı etkilemez. Tamamen uluslararası bir vaziyettir. Toparlamak gerekirse, yıllarca tartışılmış ve de tartışılacak bir konu olduğunu düşündüğüm bu başlık  ülkemiz için bir muammadır.