Kaplumbağa Terbiyecisi
Bu içerik Geleceği Keşfedenler’den Nehir Ozman tarafından hazırlanmıştır.
Herkese merhaba, ben Pera Müzesi’nden Kaplumbağa Terbiyecisi. Beni çizen ressamın adı Osman Hamdi Bey. Size biraz müzedeki yaşantımdan ve hislerimden bahsetmek istiyorum. Osman Hamdi Bey beni Bursa’daki Yeşil Camii’nin üst katındaki odada kaplumbağaları terbiye ederken resmetti. Ben elimdeki ney ve sırtıma astığım nakkareyi çalarak kaplumbağaları eğitmeye çalışıyorum. Fakat nafile! İnanın o kadar zor ki hayvanları eğitmeye çalışmak… Üstelik bunu neden bir müzik aletiyle yaptığıma da anlam veremiyorum. Bazı ziyaretçilerin beni ziyarete gelirken konuşmalarına kulak misafiri oluyorum. Onlar Osman Hamdi Bey’in beni, kendisini temsilen çizdiğini söylüyorlar. Söylediklerine göre benim bu zorlu, sabır gerektiren, yorucu işi elimdeki müzik aletleriyle halletmeye çalışmam; Osman Hamdi Bey’in değişime direnen, geri kalmış bir toplumu sanat yoluyla çağdaş bir seviyeye getirmeye çalıştığını ve bu doğrultuda sanat okulları ve müzeler açma girişiminde bulunduğunu vurguluyormuş. Aslında ben hiç bu açıdan bakmamıştım. Ben tabloda neyi üflemeyip arkamda tutuyorum. Ziyaretçiler, bunu da Osman Hamdi Bey’in neyi üfleme yani kaplumbağalar ile temsil edilen halkı eğitme kaygısından artık vazgeçtiğini çünkü artık sabrının sonunun geldiği şeklinde yorumluyorlar. Cidden çok akıllıca yorumlar bunlar. Ama benim halimi burada kimse anlayamaz, ne Osman Hamdi Bey, ne başka biri. Çünkü; birincisi, ben neden kaplumbağa eğitiyorum? Kaplumbağadan daha kolay eğitilebilecek hayvanlar var dünyada. İkincisi, neden bir ney ile eğitmeye çalışıyorum? Kaplumbağaların duyma yetisinin olduğundan bile şüpheliyim. Üçüncüsü, bu işi neden bir camide yapıyorum? Yeryüzünde başka yer mi kalmadı? Bu tarz sorular beynimi ele geçirmişken bir de kaplumbağaların nazıyla oynamak… Cidden sabırlık. Üstelik kaplumbağaları terbiye etmeye çalışıp bir verim alamıyorum fakat yine de denemeye devam ediyorum, bu da bir muamma… Olmuyor kardeşim, zorlamanın anlamı ne!
Müzedeki yaşantıma gelecek olursam; her gün yüzlerce kişi beni ziyarete geliyor. Bencil gibi olmayayım, sadece beni değil diğer tabloları da inceliyorlar tabii ki. Ama benim karşıma geldiklerinde en az 20 dakika karşımda dikiliyorlar. Bende ne buluyorlar anlayamıyorum. Altı üstü birkaç kaplumbağa ve terbiyeci var tabloda. Bu dalgın edayla bakanlardan birine sormak istiyorum bir gün: “Sen hayatında hiç mi kaplumbağa ve başında yemenili bir adam görmedin?” Hayır anlamıyorum, uzun uzun baktın da ne değişti hayatında? Üstüne üstlük ben böylelerinden sadece 5–10 tanesiyle değil her gün neredeyse 200–300 tanesiyle göz göze geliyorum. Bu kadar insan trafiği başımı fena bir şekilde döndürüyor. Müzenin en uç köşesinde olmama rağmen bu eziyeti bir ben çekiyorum. Hayır, ne olurdu yani Osman Hamdi Bey beni kendi evinin duvarına assaydı. Ne güzel sessiz sakin bir hayat sürerdim. Ayrıca Osman Hamdi Bey beni çizerken tanık olmuştum, evinin öyle güzel bir deniz manzarası var ki… Havada simit kapmaca oynayan kuşlar, berrak suda ilerleyen kendi halinde birkaç gemi, insanların bir yakadan diğer yakaya adeta kaçışına şahit olan boğaz köprüsü… Amaaan, benimki de hayal işte kurup kurup duruyorum…


