Tanpınar’la Aşk
Bu içerik Geleceği Keşfedenler’den Meriç Sağlam tarafından hazırlanmıştır.
Aşk dediğin nedir ki?
Tenden bedenden sıyrık,
Çocukların içinde
Yaşadığı bir çığlık.
Aşk dediğin nedir ki? Histen nefesten varlık,
Umutsuzluk içinde
Karanlığa son ıslık.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ı tanımak isteyenler, eserlerini derinden incelemeli. Kaleme aldığı karakterler aslında, kendisidir. Tanpınar, eserlerinde aşık olmuş, gülmüş, ağlamış, acıyı tatmış. Kafasını kaldırdığında gördüğü gökyüzünü aşkla anlatmış. Yağan yağmuru, özlemi, eserlerinde yaşamış. Yaşamış, yaşatmış.
“Büyük laflar edenler, büyük şeyler yaşayanlardır.” derler. Tanpınar’ın aşkı tasvir edişine bakılırsa, bu denli dizeler kaleme alan birinin sıradan bir aşk yaşaması olanaksız. Tanpınar’ın iki önemli aşkı olmuştur. Hikâyeler” adlı eserinde aşkı, “Aşk, insanların en tabii ilacıdır.” şeklinde ifade etmiş.
Tanpınar’a göre aşk ve aşık olmak kolay değilmiş. Herkese aşık olunmaz.” demiş Tanpınar. Mümtaz için kadın güzelliğinin iki büyük şartı vardır: Biri İstanbullu olmak, öteki Boğaz’da yetişmek.
Tanpınar’ın aşık olduğu kadını benzettiği şey aslında tam da buymuş: “İstanbullu olmak demek”, “İstanbul kadar güzel olmak.” demekmiş. Hatta yeni açmış bir erik ağacı kadar güzel olmak. Onun gibi büyüleyici, vazgeçilmez, kendine özgü olmak demekmiş. Sevdiği kadınlar gibi Tanpınar’ın aşkı da kendine özgüymüş. Bakışlarını, saçlarını, yüz ifadelerini anlatırken divan şiirindeki sevgili tasvirlerini çizermiş sözcüklerle.
“Solgun yüzlü, ağır kumral saçları bir bağ bozumu gibi omuzlarına yığılan, gözlerinin içi güneşte ince saman çöpleri çıtırdarmışçasına pırıl pırıl tutuşan bir kadındı.” diye aşkını dillendirirken mübalağa da edermiş. Aşkını bir başkasının gözünden değil, kanı yeni akmaya başlamış bir delikanlının ağzındanmış gibi yansıtırmış.
Aşk, Tanpınar’ın eserlerinde ızdırapla birlikte gelir. Acıların en büyüğü ise ayrılık vakti gelince başlarmış. Ayrılık acısı… Tanpınar bunu “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” kitabında şu şekilde ifade etmiş: “Aşkın kötü tarafı insanlara verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir. Şu veya bu şekilde daima ödersiniz. Hiçbir şey olmasa, bir insanın hayatına lüzumundan fazla girersiniz ki bundan daha korkunç bir şey olamaz.”
Tanpınar ‘a göre, ayrılık zormuş. Ayrılığı kabul ediş ise daha da zor. İlk başta kabul edememiş ayrılığı, sevdiği kadını bırakmak istememiş. O kişi hayatında kalmalıymış. Sadece adı kalsa bile kalmalıymış.
anpınar aşkın ızdırapla dolu rüyasını “Leyla”da şu dizelerle ifade etmiş:
Bu akşam rüyamda Leyla’yı gördüm
Derdini ağlarken yanan bir muma;
İpek saçlarını elimle ördüm,
Ve bir kement gibi taktım boynuma
Bu akşam rüyamda Leyla’yı gördüm
Aşkın ızdırapla dolu rüyası
Bir başka güzellik var kederinde
Bir başka alem ki ruhunun yası
Sessiz inceleşir kirpiklerinde.
Tanpınar’a göre ayrılığın getirdiği şeylerden biri de sabırmış. Sevdiği kadının hayatından çıkmasını kabul ettikten sonraki o evre; sabır. Hayatından çıkmış ama bu tekrar gelmeyeceği anlamına gelmezmiş. İnanmış Tanpınar, o kadının hayatına tekrar gireceğine inanmış ve beklemiş. Bir an olsun bırakmamış beklemeyi. Tanpınar bekleyişini “Bekleyeceğim” adlı şiirinde aşık olduğu kadını beklemek için ömrünü hiç edecek olmayı göze almışken, aşkının büyüklüğünü de göstermiş bize.
Aylar geçip yıllar olsa da
Yıllar geçip zaman dolsa da
Aşkın arzuları beni boğsa da
Bir gün seversin diye bekleyeceğim
Seni beklemekle geçse de ömrüm
Şu fani dünyada kalmasa günüm
Senden uzakta ölürsem bir gün
Ahirette seni bekleyeceğim
Tanpınar’ın eserlerinde bazı aşkları vardır ki, elinden geleni yapsan da olmazmış. Beklersin, belki bir ömür beklersin ama gelmezmiş. Bilemezsin neden gelmemiş ya gelememiş ya da hiç gelmek istememiştir. Bu hiçliğin bir cevabı yokmuş. Kime ne kadar aşık olursa olsun bekleyişinin bir sınırı varmış. O sınır, artık gelmeyeceğini anladığın anmış. Gelmeyeceğini bilirsin, sonunda kabul edersin, her şeyin bittiğini. Tanpınar, kabullenişini kendinden verecek hiçbir şeyi kalmayana kadar sürdürmüş. “Mahur Beste” adlı eserinde şu şekilde ifade eder: “Sizi unuttuğuma, yarım bıraktığıma gelince; bunda sadece haksızsınız, içimde o kadar kuvvetle yaşıyorsunuz ki istesem de sizi bırakamam. Bununla birlikte sizinle ülfetimi bir müddet kesmeye mecbur kaldım. Sizden bıktığım için değil, hesaplarımı altüst ettiğiniz için.”
Nihayet aşk da ölüm gibi, insan hayatının belli başlı merhalelerinden biriymiş.
Tanpınar Huzur romanında: “Atıl!”, diyordu. “Atıl bu ava; yan ve yaşa! Zira aşk yaşamanın tam şeklidir.” ifadesi bizleri derinlemesine etkiler.
Tanpınar’ın eserlerinde aşkın her halini yaşarız. Aşkla kalın.


