Bakterilerle boyanmış bir elbise kulağa nasıl geliyor?

Doga Kul 1

Genellikle ‘sürdürülebilirlik’ terimi altında ne yediğimizi, nasıl seyahat ettiğimizi ve ne satın aldığımızı yeniden düşünmemiz isteniyor.

Ancak iklim krizini durdurmak için yapılması gereken işlerin ‘tasarlanma ve yapılma şeklinin’ sürdürülebilirliğin yerleşik olması gerekmez mi?

Evler, giysiler, arabalar ve hatta yiyecek tasarlamanın ve yapmanın ‘en yeşil’ yolu nedir?

Büyüyen bir tasarımcı ve bilim insanı topluluğu, cevabın doğanın planını takip etmek ve biyolojik sistemleri nesnelerin yaratılmasına dahil etmek olduğuna inanıyor.

Böylece parazit veya kirletici olmaktan ziyade gezegenimizle mutualist olarak “Kazan- Kazan” ilişkisi içerisinde daha güzel bir dünyanın kapılarını aralamayı hedefliyorlar.

Peki ya mantardan yapılmış bir korse kulağa nasıl geliyor? Bakterilerle boyanmış bir elbise?

Şu an için tuhaf gelebilir, kabul. Ancak bu, sürdürülebilir tasarım teknolojisinin geleceği olan BioDesign.

BioDesign sadece bir trend olmaktan çok daha fazlası. Organik süreçleri ve

malzemeleri; ürünlerin yaratılmasına entegre eden bilim insanlarını, sanatçıları ve

tasarımcıları içeren bir tasarım hareketi en temelinde. Biodesign multidisipliner bir alan olmasının yanı sıra çoğu alanın kesişim noktasında yer aldığından; bir sürü çeşitli kaynaktan beslenerek, insanoğlunu gökkuşağına şahitliğe davet ediyor.

Bireyler olarak yapmamız gereken ise her rengin dünyamız ve insanlık üzerindeki yaratıcı, kapsayıcı ve ilham verici gücünü keşfetmek. Çünkü o zaten doğduğumuzdan beri varlığımıza hizmet eden o gücü keşfedersek, güç bizi yeniden doğaya döndürecek; yani kendimize.

Anlıyoruz ki, genişleyen bir pazar olan BioDesign; simbiyotik, çevre öncelikli, yenilikçi bir yaklaşım sunuyor. Bu alan tasarımcılarla giderek daha fazla alakalı hale geliyor ve bugün tasarım alanında çalışan herkesin en azından ne olduğunun farkında olması gerekiyor.

Dünya düzenine etki etme isteği ve hızı bu kadar hızlı artarken elbette bilim insanları

veya tasarımcıların yanı sıra biz, bireylerin de atacağı sayısız adım var. İnovasyon tarafında adımlar atılırken, bunları kendi tüketim alışkanlıklarımızı değiştirerek hızlandırmak ise çok mümkün.

Nasıl?

Bu farkındalığı arttırırken, tarif çok basit.

Biraz vicdan.

Biraz da konfor alanını terk edebilme cesareti.

Tarife uyduğunuzda anlayacaksınız ki; başka bi dünya hala mümkün, hala gerçek.

Doğa Kul

Doğa,

İlhamını doğadan alan bir İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 3. sınıf biyomühendislik öğrencisi, Girişimcilik Vakfı ve Yenibirlider Derneği Fellow’u, Farklı alanların kesişim noktasında yaşayan ve bu alanlardaki merakının yaratma cesareti ile bir araya getirebilen 2000 doğumlu bir Z kuşağı temsilcisi.

Şimdilerde ise, multidisipliner alanlarda farklı bakış açılarının kesişimine katkıda bulunma hayaliyle moda, biyoteknoloji, sanat, tasarım gibi çeşitli alanların birbiriyle dansını bilimin ışığında inşa etmeye devam ediyor.