Evrim
Bu içerik Geleceği Keşfedenler’den Zeynep Gündoğan tarafından hazırlanmıştır.
Merhabalar! Bugün sapiens hakkında bilgilenelim istedim, çünkü neden olmasın? Hdi başlayalım**!**
İlk önce Homo Sapiens ne demek, onu öğrenelim. Homo insan, Sapiens ise zeki demektir. Bu yazıyı okuyan herkes bir Homo Sapiens’tir. İnsanlar, 2,5 milyon yıl önce Doğu Afrika’da güney maymunundan evrimleştiler. Ana yurtlarını terk edince çevreye adaptasyon sağladılar ve böylece farklı türler ortaya çıktı. Örneğin, Avrupa ve Batı Asya’daki insanlar Neandertaller, Endonezya Java Adası’ndakilere ise Homo Soloensis denir. Flores Adası’nda (Endenozya ) insanlar cüceleşme süreci geçirdiler, çünkü adada yiyecek imkanı kıttı ve büyük, yani yiyeceğe daha çok ihtiyaç duyanlar öldüler. Bu cüceler en fazla 1 metre ve 25 kilogram ağır.
Peki bu kadar tür varken niye sadece Homo sapiensler kaldı? Aslında bunun tek bir cevabı yok. Birbirleriyle çelişen 2 tane teori var:
1 .Irk Karışım Teorisi:
Bu teoriye göre Afrikalı göçmenler, diğer insanlarla ürediler ve bu karışım sayesinde bugünkü insanlar ortaya çıktı. Eğer bu teori doğruysa insanlar saf sapiens değildir ve Afrikalılar Avrupalılar ve Asyalılar arasında genetik farklılıklar vardır ki bu durum, ırk teorilerine malzeme hazırlayabilir.
- Yerine Geçme Teorisi:
Bu teoriye göre sapiensler, diğer türlerle karşılaşınca onları öldürdüler. Eğer bu doğruysa, bizler saf sapiensleriz ve genetiklerimiz aşağı yukarı aynıdır.
Geçtiğimiz on yıllarda yerine geçme teorisi kabul gördü; ta ki 2010 yılında Neandertal genom haritası, dört yıllık bir çaba sonucunda açıklanana kadar. Sonuçlarda, modern Ortadoğu ve Avrupa insanı DNA’sının yüzde 1 ile 4’ünde Neandertal DNA’sı bulundu. Birkaç ay sonra Denisova’daki fosilleşmiş parmaktan alınan DNA ile modern Melanezyalılar ve Avustralyalı Aborjinlerin DNA’sında yüzde 6’ ya varan oranda Denisova DNA’sı keşfedildi. Fakat bu sonuçlar, karışım teoresini yüzde yüz doğrulamaz,ünkü bu oranlar yeterince büyük değildi .
Yine de bana, yerine geçme teorisi daha yakın geliyor. Çünkü günümüzde bize benzer bir varlık keşfetseydik, üremekten çok öldürmeyi düşünürdük diye düşünüyorum. Peki ya siz?
Sapiensler sadece insan türlerini değil, aynı zamanda gittikleri yerlerdeki hayvanları da öldürdüler. Avustralya sahillerine ayak basıp iç kesimlere ilerlediklerinde, buranın tuhaf ve bilinmeyen canlılarla dolu olduğunu gördüler. İki yüz kilogram ağırlığında ve iki metre boyunda dev kangurular, büyük keseli aslanlar, büyük koalalar, devekuşlarının iki katı büyüklüğünde uçamayan kuşlar, ejderha benzeri sürüngenler ve daha birçok garip yaratık…

İki buçuk tonluk devasa bir diprotodon
Birkaç bin yıl içinde neredeyse bütün bu dev türler yok oldu. 50 kilogramdan daha ağır 24 Avustralya türünün 23’ü bugün yok. Peki, bu sadece Homo sapiens’in suçu mu?
- Bazıları bu ölümlerin iklim yüzünden olduğunu düşünüyor. Fakat Avustralya’nın iklimi her ne kadar 45 bin yıl önce değişmişse de, bu o kadar da büyük bir değişiklik değildi. Önceki en az 10 buzul çağını başarıyla atlatan bu hayvanlar, neden bir sonrakini atlatamasın? Sadece diprotodonlar değil, Avustralya’nın faunasının %90’ından fazlası yok oldu, hem de tam sapiens’in ayak bastığı dönemde…
- Eğer bu durum iklim değişikliğiyle alakalı olsaydı, deniz hayvanları da etkilenirdi. Ancak okyanus faunasına baktığımızda böyle bir iz bulamıyoruz. . Çünkü Homo sapiens büyük ölçüde bir kara tehdidiydi, deniz değil.
- Sonraki bin yıllarda farklı coğrafyalara gittiklerinde de aynı durum yaşandı. Kuzey Buz Denizi’indeki Wrangel Adası’nın mamut nüfusu azaldı. Yeni Zelanda’nın zengin faunası büyük bir darbe aldı. Bu kanıtlar, Homo sapiens’in ekolojik bir seri katil olduğunu gösteriyor .
Peki, ellerinde Taş Devri teknolojisi varken nasıl böyle ekolojik sorun yarattılar?
- Avustralya’daki yok oluşun asıl kurbanı olan büyük hayvanlar, yavaş ürerdi. Hamilelik süreleri uzundu ve doğan yavru sayısı azdı. Bu nedenle birkaç ayda bir diprotodon öldürmek bile yeterli olabilirdi. Ayrıca bu hayvanların bu duruma karşı hazırlıklı olmadığını unutmamak gerekir .
- Homo sapiens, Avustralya’ya ulaştığında ateşi kullanmaya başlamıştı. Sık çalılıkları ve ormanları yakarak, hem kendi ihtiyaçlarına uygun hem de hayvanları daha kolay avlayabilecekleri bir ortam oluşturdular ve ekolojiyi değiştirdiler. Bunun en iyi kanıtı, okaliptüslerdir. Normalde okaliptüsler nadir bulunurdu, fakat yangına çok dayanıklı oldukları için geniş alanlara yayıldılar. Böylece ekosistemin zayıf halkaları yok olurken, koalalar gibi türler yayıldı.
Her neyse, gelin daha da eğlenceli bir konudan konuşalım : Tıkınma geni.
Araştırmalar, bugün bile zihnimizin avcılık ve toplayıcılık yaşamına adapte olduğunu gösteriyor. Şu an yaşadığımız şehirler, her ne kadar bize uzun ömür ve fiziksel kaynak sağlıyor olsada,bizi günden güne depresif ve baskı altında hissettiriyor. Açıkçası, bazen şu anki yaşamımı bir kenara bırakıp bir kabileye katılmak ve hayatıma öyle devam ettirmek istiyorum. Hatta Ruhi Çenet’in Youtube kanalında bir kabilede geçirdiği günleri anlatan bir video var,izlemek isteyenler için öneririm.
Peki, size bir soru: Atalarımızla beraber bir kabilede yaşıyor olsaydınız ve bir meyve ağacı bulsaydınız, kilo almayayım diye bir tane mi, yoksa olabildiğince çok mu yerdiniz? Ya da kendinizi, bir şey yerken durdurulamaz hisettiniz mi?
Cevabınız muhtemelen ‘’olabildiğince çok’’ olacaktır, çünkü o dönemde gıda bulmak kolay değildi. 30 bin yıl önce yaşayanların tek tatlı kaynağı olgunlaşmış meyvelerdi.Bu yüzden biri meyve ağacı bulduğunda. olabildiğince çok yerdi. Yüksek kalorili yiyeceklerle tıkınmak, bu yüzden genlerimize işledi buna da ‘’tıkınma geni’’ teorisi deniyor.
Başka teorilerde var . Bazı evrim psikologları, eski avcı-toplayıcı grupların tek eşli olmadığını öne sürüyor. Ancak. benim burada vurgulamak istediğim genlerimizin bizi nasıl yönettiği .
Bu yazıyı sonuna kadar okuduğunuz için teşekkür ederim, yazma amacım, evrime inanmayan kişilerin bu konu hakkında daha fazla bilgi edinmelerini sağlamaktı..Peki, siz 30 bin yıl öncesine gidip ilk Homo sapienslerden biri olmak ister miydiniz, yoksa başka bir tür mü olurdunuz ? Açıkçası ben isterdim, binaların içinde sıkışmaktansa, doğada vakit geçirmeyi tercih ederim . Yeni şeyler öğrendiğinizi umarak yazımı burada noktalıyorum.
Bu bilgileri yazarken bana yardımcı olan Yuval Noah Harari’nin Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens kitabını şiddetle öneriyorum ve fikirlerinizi (özellikle yerine geçme ve ırk teorisi hakkında) merak ediyorum.
Kaynaklar:
https://australian.museum/learn australia-over-time/extinct-animals/diprotodon-optatum/
https://zirhlitren.org/homo-insan-cinsinin-cesitli-turleri/
https://ahmetustanindefteri.blogspot.com/2015/05/insanin-ilk-el-izleri-Castillo-Perch-Merle.html


