Mavi
Bu içerik Geleceği Keşfedenler’den Nisanur Akkuş tarafından hazırlanmıştır.
Masmavi masanın etrafında tek tek toplanmışlardı. Ortamdaki gerginliği herkes iliklerine kadar hissediyordu. Baş köşede, hiçbir şey olmamış gibi yayılıyordu Ahmet Bey. Sıra sıra herkesin gözünün içine bakıyordu. Selin’in bu sessizliğe dayanamadığı açıkça belli oluyordu. “Lütfen, bu işe bir son verebilir miyiz artık? Gerçekten çok sıkıldım.” dedi. Ahmet Bey sinirle ayağa kalkıp elini masaya vurdu.
“Senin ‘bu iş’ diye bahsedip ciddiye bile almadığın şey, hepimizin hayatını derinden etkileyecek. Bunun bilincinde olup ona göre davranın!” diyerek kükredi.
Selin zorla bastırdığı üzüntüsünü belli ederek konuşmaya başladı: “Özür dilerim, babacığım. Kursa geç kalacağım için telaşlıydım biraz.” dedi.
“Neyse, konumuza dönelim.” dedi. Derin bir nefes aldı. Ahmet Bey yerine oturduktan 5 dakika sonra evin ortanca oğlanı olan Merih geldi. Elindeki kâğıtları masanın üstüne doğru savurdu.
“Mutlu musunuz? Bu konakta her ne yaşanırsa yaşansın günün sonunda küslükler ve üzüntüler bir kenara bırakılıp bu masmavi masada oturur, barışırdık hepimiz. Özellikle sen, baba! Sen bize yaşattığın bu durumu nasıl düzelteceksin? Gerçekten çok merak ediyorum.” Merih’in konuşması bittikten sonra sakinleşebilmek adına 3.katın balkonuna çıktı. Kış ayları olduğu için akşam vakitlerinde hiç kimse bu kata uğramazdı, herkes erkenden uyurdu. Son 1 haftadır olan istisnaları saymazsak tabii ki. Zaman kavramını yitirmiş bir halde kar tanelerinin toprakla kavuşmasını seyretti bir süre. En sonunda dayanamayıp kendini uykunun kollarına bırakacakken, duyduğu kapı sesi ile doğruldu. Selin gelmişti, başı önde usul usul yaklaştı abisinin yanına.
“Abi, iyi misin?” dedi Selin.
Merih hafif gülerek yanıtladı.“Hayırdır, prenses? Normalde adımla hitap ederdin, şimdi ne değişti?”
“Son 1 haftadır değişmeyen hiçbir şey kalmadı ki. Lütfen dalga geçme, seni çok merak ettik. Sen gittikten sonra babam hatasının farkına vardı zaten.” diye yanıtladı Selin.
Merih, cevap vermek istemedi o an. Sessizce kardeşine sarıldı. Selin’in yıllar önce zorla aldırıp sonra da hiç yanına bile yaklaşmadığı masmavi teras salıncağına oturdular birlikte. Merih, kardeşine daha sıkı sarıldı hatırladığı bu anıyla.
“Evin en küçüğü olduğum zamanlar çok şımarıktım, her olayda burnumun dikine giderdim. Sonra bir gün annemizin çok kötü hastalandığını söyleyip hastaneye gittiler. 2 gün ölüp dirildik resmen abimle, sonra yine böyle kış akşamı eve geldiler. Babam o kadar mutluydu ki bir an annemin ölümcül hastalığa yakalanıp kurtulduğunu sandım. Neredeyse bunun kadar güzel bir habermiş.” dedi ve kardeşinin yüzüne özlem ile bakıp devam etti.
“Annemin hamile olduğunu öğrendik, tabiri caizse 40 gün 40 gece eğlence vardı evimizde. Bütün akrabalar her gün istisnasız gelip annemi kontrol ediyorlardı. Ben ise mutsuzdum, pabucum dama atılmıştı. Sonra sen doğdun, o masmavi güzelim gözlerinle baktın bana. Tam o an büyüdüğümü ve abi olduğumu anladım ben. O günden beri anneme ve kendime verdiğim sözü tutmaya çalışıyorum, Selin.” dedi Merih.
Merih derin bir iç çekti ve kardeşini yanağından öpüp ayaklandı.
“Nereye gidiyorsun, abi?” diye gözleri dolu bir şekilde sordu Selin.
“Seni odana götüreceğim sonra da kendi odama gidip uyuyacağım, sarı çiyan. Bir itirazın mı var?” diyerek kardeşine sataştı. Alaya alırsa Selin’in sinirlenip gideceğini biliyordu. Gerçekten de öyle oldu.
“Of abi ya! Senin için endişe edende kabahat zaten. Ben odama gidiyorum, sen ne yaparsan yap.” dedi ve ayaklarını yere vura vura odasına gitti. Merih, kardeşinin bu haline hüzünle gülüp, sessizce konaktan çıktı. Kar tanelerinin serinlettiği vücuduna aldırış etmeden gecenin zifiri karanlığına karışarak gözden kayboldu…


