Türkçeye Gönül Veren ve Yüzyıldır Tükenmeyen Bir Genç Kalem
Bu içerik Geleceği Keşfedenler’den Yağmur Sena Şavran tarafından hazırlanmıştır.
Bir dilin millî ve zengin olması, eşsiz kültürüyle yoğrulması; millî duyguların gelişmesinde, ilerlemesinde, gelecek nesillere anlatılması ve yaygınlaşmasında önemli bir etken. Ömer Seyfettin; bundan yüzyıl öncesinde çok kısa süren yaşamına rağmen, dil ve kültür bağlamında çok büyük işler başarmış güçlü bir yazardır. Millî edebiyatın başlatıcısı olarak, kendinden sonra gelen birçok yazarın yürüyeceği yolu çizmiş ve hatta o yolu inşa eden büyük bir mimar olmuştu.
Dünyadaki bütün diller, doğal gelişim sürecini devam ettiren canlı bir varlıklar olarak kabul edilmiştir. Bu diller, etkileşim içerisinde oldukları kültürlerden etkilenmiş, bünyelerine yeni sözcükler dahil etmiş, bazı sözcüklerin ölümüne tanık olmuştu. Türk dili de İslamiyet’e geçiş ve birçok kültürle alışveriş içerisinde olmanın etkisiyle uzak geçmişte Doğulu dillerden, yakın geçmişte ise Batılı dillerden çok etkilenmiştir. Osmanlı Dönemi’nde yazışma dilinin Farsça olduğu dönemleri yaşamış, aşırı derecede Arapça ve Farsça kelimelerle yüklü bir edebiyat ortamını asırlarca solumuştu. Divan edebiyatında bu durumdan rahatsızlık duyanlar, dilde mahallîleşme ve yerlileşme çalışmaları başlatmış, Tanzimat Dönemi ile uygulanmış; ancak bu hareketler bir türlü başarıya ulaşamamıştı.
Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp ve Ali Canip Yöntem’le birlikte 1911’de çıkardıkları Genç Kalemler dergisinde “Yeni Lisan” adlı makaleyi yayınlamış ve bu makale, dilin sadeleşme sürecinde bir dönüm noktası olmuştu. Arapça ve Farsça dilbilgisi kurallarının kullanılmaması, bu kurallarla yapılan tamlamaların kaldırılması, Arapça ve Farsça sözcüklerin Türkçede söylendikleri gibi yazılması, İstanbul konuşmasının esas alınarak yeni bir yazı dilinin oluşturulması, dil ve edebiyatın Doğu-Batı taklitçiliğinden kurtarılması gibi esasları bir bildiri gibi ortaya koymuşlardı. O dönemde böyle bir çıkış oldukça manidardır. Bana göre işte tam da bu noktada Ömer Seyfettin’in gelecek vadeden güçlü bir yazar olduğu ortaya çıkmaktadır. Ömer Seyfettin’i edebiyatımızın mihenk taşı haline gelmesi, bu bildiriyle açıklanan görüşlerin tamamını eserlerinde uygulamasıyla gerçekleşmişti. Teoride kalmayıp pratiğe dökmek, kendinden sonra gelecek yazarlara yol göstermek ve “Bakın bu yapılabilir!” dedirtmek… Bu inanılmaz büyük bir başarıdır. Millî edebiyatı, Cumhuriyet edebiyatını derinden etkileyen dil ve kültür anlayışını ortaya koymuş, ondan sonrakiler de onun açtığı yoldan yürümüştü bu bağlamda, o gerçekten büyük bir mimardır. Hatta bir adım öteye gidip “Türk’ü Türkçe ile tanımlamış, “Türk demek Türkçe demektir, ne mutlu Türküm diyene!” sözüyle eğitimin Türkçe yapılmasının gerekliliğini vurgulamıştır. Gerek askerlikte gerek matematikte kullandığımız birçok terimi dilimize kazandırmış ve Atatürk’ün gerçekleştirmek istediği dil devrimi meşalesinin ateşleyicisi olmuştu.
“Yeni Lisan” hareketi ile “Milliyetçi” ve “Türkçülük” akımının öncüsü olarak nitelendirilen Millî Edebiyat Dönemi’nin temsilcilerinden Ömer Seyfettin’in roman, hikâye ve şiirleriyle Türk edebiyatına, Türk diline ve kültürel mirasımıza sağladığı katkı büyüktür. “Millî bir edebiyat ancak millî bir dille oluşturulabilir.” düşüncesini hem dilde sadeleşmeyle hem de ele aldığı konularla gerçekleştirmişti. Bugün küçükten büyüğe herkesin gerek duygulanarak gerek gururlanarak uzun süre etkisinde kaldığı birçok eseri beğeniyle okunmaktadır. Tarihi konuları ele aldığı ve hemen herkes tarafından bilinen “Başını Vermeyen Şehit”, “Pembe İncili Kaftan”, “Kızıl Elma Neresi?” gibi eserler ile göğsümüzü kabartan ve bir ideal sunan Ömer Seyfettin; Yanya esaretinin izlerini gördüğümüz “Forsa”, “Bomba”, “Beyaz Lale” gibi hikâyeleriyle kanayan yaramız Balkanlar’dan bahsetmiş ve Çanakkale Savaşı’nı Aleko Bir Çocuk, Çanakkale’den Sonra ve Mefkure ile anlatmıştır.
Kendi hayatından esinlenerek yazdığı “Kaşağı”, “Falaka”, “İlk Namaz” sıradan Anadolu insanını, değerlerimizi, yaşam biçimimizi ustalıkla gözümüzde canlandırmıştır. Halk inanışlarını, efsane ve masallardan esinlenerek yazdığı “Efruz Bey”, “Üç Nasihat”, “Herkesin Su İçtiği” kültürümüzün çeşmelerinden doldurulmuştur.
Evet, o edebiyatımıza klasik olay öyküsünü kazandırmış, gerçekçi bir bakış açısıyla ve lafı eveleyip gevelemeden olayları bize anlatmış; mizahın zekâ parıltılarıyla dolu olduğu muzip gülüşüyle bizleri düşündürmüş, Türkçeye gönül veren ve yüz yıldır tükenmeyen güçlü bir genç kalemdir. Dil ve kültürümüzün parlayan yıldızlarında biridir.
Biz, gençler olarak Balıkesir’in Gönen ilçesi doğumlu Ömer Seyfettin’in “Mademki Türk’üz; o halde Türk gibi yürür, Türk gibi düşünür, Türk gibi duyarız ve Türk gibi yazarız.” sözünden hareketle onun Türk diline verdiği önem ışığında, kültürel mirasımızın gelecek nesillere tanıtılması ve gençlere örnek olması için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.


